Gözümü bu dünyaya açtığım ilk günden beri yanımda olan bir babam var…
Benim babam biraz tuhaf bi adamdır, eski toprak derler ya hani öyledir.Eskişehir’in bir köyünden öğretmen okulunu kazanmış, öğretmen olmuş, Zihinsel engelliler üzerine çalışmalar yapmış ve 30 yıl deli gibi çalıştıktan sonra emekli olup karısıyla birlikte sessiz bir tatil kasabasına yerleşmiştir. Ssabah 6da kalkar hergün,düzenli sakal traşı olur, 1buçuk saat mutlaka yürür hergün. Kanyon yürüyüşlerine katılır, Zeytin ve kestane toplamaya çıkar, ahçılık kursuna gider tüm bunları yaparken de haftada 2 kitap okur. Dedim ya biraz farklıdır.50yaşında yabancı dil öğrenmek şart der, İngilizce kursuna gider sonrasında ya ben zaten orta okuldayken almanca dersleri almıştım okulda hatta Almanyadan bir mektup arkadaşım vardı en iyisi ben almanca öğreneyim der, almanca özel dersler alır, gurbetçilerle almanca konuşur, eline bir de kağıt kalemi aldı mı kısa türkiye tarihi bile anlatır turistlere, çok kez şahit olduğum ilginç sahnelerdendir bu, her seferinde de babamın özgüvenine hasta olmuşumdur.

Babam rahat adamdır, öyle gereksiz saygı şeyleri yoktur ne bileyim karşımda ayak ayak üstüne atılmaz, karşımda sigara içilmez, benimle
aynı masada içki içemezsin falan filan böyle saçmalıklarda boğmadı beni. Akşama bi büyük içelim baba ya diyebil
dim hep.Ben küçükken dolaşırdık birlikte Eskişehirde bol bol, öyle elimden falan da tutmazdı kocaman adam oldun çocuk musun artık derdi ben de evet evet büyüdüm diyip şımarırdım kendi kendime. Annem dışarda yemek yemenin sağlıksız olduğunu düşündüğü ve bize kızdığı için annemden gizli lokantaya giderdik çocukluğumun en güzel anları annemden gizli dışarda yemek yediğim anlardır. Şimdi 8 yıldır ev yemeğine hasret olan halime bakınca o halime gülüyorum o da ayrı bi şey..
Babam manıtklı adamdır, öyle idolüm falan olmadı hiç, ona özenmedim. Hayatımın kahraman’ı falan da olmadı, bunun için çabalamadı bile. O benim sadece babamdı ve en güzeli de buydu benim için, bir arkadaş gibi gezdik tozduk, bir dost gibi kadeh tokuşturduk, yeri geldi bir baba gibi değil bir abi gibi yol gösterdi hayatıma yeri geldi bir kardeş gibi benden nasihat aldı. Hayatım için önemli olan kararlarda direk etkilerde bulunmamayı tercih etti(Kuşadasına taşınma olayı dışında) örneğin askeri liselere başvurum, liseyi yatılı okuma isteğim, öss’ye 2. hazırlandığım yıl Eskişehire gelmem, Üniversite için İstanbula gitmem vs vs hep benim kararlarıma saygı duydu. Piyano kursuna gitmek istiyorum dediğim haftanın sonunda derse başlamıştım, Gitar çalmak istiyorum dediğimde annem aracılığıyla hatrı sayılır bir para verdi, Basketbol kursuna gitmek istedim hemen başladım, Hatta bir keresinde ufakken sanal bebek almak için mesai’sinden sonra akşamın 7sinde o yorgunlukla gidip bana sanal bebek almıştı, onu da hiç unutmuyorum
Babam aslında duygusal adamdır.. Ben babamı sadece 1 kere ağlarken gördüm o da televizyonda.. Ahmet Taner Kışlalı’nın cenaze töreninde babamın ağladığını gördüğümde büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım aslında çünkü babam hiç ağlamazdı, hiç görmemiştim, hala da görmedim.. Küçükken bu olay beni biraz -yaralasa- da büyüyünce Ahmet Taner Kışlalı’yı tanıyınca evet diyorum bir insan ağlayacaksa, o gün ağlamalı.. Dedim ya babam duygusal adamdır çok yansıtmaz ama dışarıya mesela her Eskişehire gittiğimizde amcamın mezarına gider, üzülür.. ama söylemez bize oraya gittiğini. -Hiç görmediğim ninemin ve dedemin- fotoğraflarına bakar hüzünlenir ama bişey demez en fazla sigara yakar.. Ama biz anlarız onlara ‘çok erken gittiniz,keşke biraz uzun yaşasaydınız da benim bu günlerimi de görebilseydiniz’ dediğini..
Babam ayrıca tutarlı adamdır.. Eski solculardandır kendisi, hala da kendince mücadelesine devam eder. Dönmedi, makam mevki uğruna -badem bıyık- bırakanlardan da olmadı, sadece birilerine görünmek için Cuma namazlarına falan da gitmedi, kimsenin de yalakalığını yapmadı bundandır belki çalıştığı yerler arasında Bolvadin, Yerköy ve binimum Eskişehir’in kırsal ilçelerinin olması.. Öyle alkol’ü falan da yoktur, babamı hiç sarhoş görmedim mesela arada içeriz sadece, içersek de birlikte içeriz. İl dışında olduğu zamanlar dışında akşam yemeğine de gelmediğini hatırlamam hiç hatta annemle birlikte hazırlarlardı yemekleri, öyle gazinoya papyon’a falan da gittiğini hiç hatırlamıyorum. Eee tüm bunları yaptıktan sonra 50 yaşına gelince tövbe edip, hacca gidip, din’e dönenlerden de olmadı. İktidar değiştikçe solculaşan ya da muhafazakarlaşanlardan da olmadı, kendi bildiği yoldan kendince ilerledi sadece..
Babam saygın adamdır bide.. Kuşadasında Hoca derler hep, Ona sorarsanız saygı değer bir insandır babam, 30 yıl bu devlete hizmet etmiş, binlerce öğrenci yetiştirmiş bunların yanında 2 tane çocuk okutmuş ve onların geleceği için yatırım yapmıştır. Annem de babamın saygı değer bir insan olduğunu düşünüyor, çünkü evine sadık, ailesini düşünen bir insan, yıllarca omuz omuza mücadele etmişler hayatta, 30 yılı aşkın süredir onca şeye rağmen bırakmamışlar birbirinin ellerini.. Abime sorarsanız babam, adam’dır .. Eskişehir’in eğitim camiası da saygı duyar babama Rehberlik araştırma merkezi müdürlüğünden emekli bir insan, zihinsel engelli çocukların eğitimi için çaba sarfetmiş bir sürü teşekkür belgesi almış, herşeyin başı eğitim diyen ve bunu için yıllarca çabalayan bir insan..
Bana sorarsanız babam Can’dır, gerisi de benim için laf-ı güzah…
İbrahimÖzgün
(20Haziran2010-pazar,babalar günü)