5 yıldır kullandığım kalem(Shaker-bu sallayınca uç gelen siyah kalem ) bugün 2. kattan aşağı düşüp kırıldı beni 2 kere Öss’ye hazırlamış, 1 kere proficiency geçirmiş, toplamda 3 vize 3 final dönemi atlattırmış kalemime çok alışmıştım, çok üzüldüm kırılmasına hemen kadıköye gidip aynısından almak istedim 2buçuk saatlik arama sonucu aynısından bulabildim.
Bi de bugün Ortaköyde Yatılı kardeşimle buluşutum gerçekten özlemişim insan zamanında yumruk yumruğa kavga ettiği bir insanı bu kadar özleyebilir mi yahu diye düşündüm ama özlüyormuş, nitekim hayatımdaki önemli boşluklardan birtanesidir hala yatılı kardeşlerim kadar sağlam-güvendiğim dostlarım olmaması.
Beşiktaşa kadar gitmişken Begümler sayesinde keşfettiğim(hala çok minnettarım onlara) Tıkıntıda bişiler yedim tekrardan sonra güzel bir vapur yolculuğuyla Kadıköye inip, Ada da bişiler içtim. Genel olarak yoğun, başlarda üzücü ama sonradan güzelleşen, İstanbulu bana daha da sevdiren bir gündü.. mutlu oldum
Beşiktaştan gece, daha doğrusu hava karardıktan sonra Kadıköye vapula dönmeyi çok seviyorum. Manzara çok güzel oluyor, gerçekten etkileyici. İnsanın İstanbulu sevesi geliyor hele ki bu kadar anlamsızlaşmışken herşey benim için, ihtiyacım var sanırım böyle hislere Bu arada yine bugün uzun zamandır göremediğim ama çok sevdiğim bir arkadaşım aradı ve yeni şarkılarını dinletmek istediğini söyledi, Şimdi onun şarkılarını dinliyorum hatta çok da beğendim(Ahmet Gültekin)
Sonuç olarak evimdeyim. Ufaktan gülümseyip duruyor yüzüm, Bugün mutluydum çünkü kırılan kalemimin yerine aynısından birtane daha koyabiliyorken yıpranan-yok olan dostları aramadım bugün, eksikliğini yaşamadım. Sağlam temelli bir dostluğun ne olduğunu 3 yıldır görmediğim eski bir kardeşimi görünce anladım, Lise mezuniyetinde ya hiç ayrılmayalım hep görüşelim diye ağlaşan aynı şehirde olduğumuz halde 1 msj atmamış insanların o günki aptallıklarını yüzlerine çarpmak istedim bi ara hatta
%99 seneye bu vakitler erasmus öğrencisi olarak Litvanyada olacağım çok sevdiğim bir arkadaşımla birlikte. Buralara gelirken aslında planlarım arasında erasmus falan hiç yoktu, Vakit de yoktu zaten. Çünkü ben İstanbulu siyasi mücadelenin merkezi olduğundan ve sevdiğim insan burda olduğu için yazmıştım. İstanbula gelirken ne hayallerle bu şehre geldiğimi düşündüm biraz. Bugünki durumumla alakası yoktur herhalde. Kadro düzeyine gelmiş aktif görevler alan -siyasi- bir militan ve sevdiği insan uğruna düşünmeden İstanbula gelmiş bir aşık.. Bugünden bakınca geriye her fırsatta devrimci ahlaktan bahseden, yaşanan onca şeyden sonra hiçbirşey olmamış gibi davranmamı/eski hevesimle çalışmamı bekleyen -yoldaş-lara önce toplumun ahlaki değerlerinden bahsetmeyi; her fırsatta değer bilmezlikle,umursamazlıkla, hovardalıkla suçlanan benim kadar bile cesur olamamış, ama ben seni çok sevmiştim diye başlayan cümleler kurmayı çok seven insana da sevginin ne olduğunu anlatmak isterdim açıkcası ama değmez sanırım çünkü ben artık ne 3 yıl önce kadro olma hayalleriyle İstanbula gelmiş, gelecek vaad eden bir Kadro adayıyım ne de, 1kişi için İstanbula gelen, aynı kişi uğruna onca sevdalar harcayıp, herşeye rağmen ben varım ya sen? diye sorabilcek kadar gözü kara bi aşığım.. Son ders filminde çok güzel bir aşk tanımı var, 1 insan için dünyanın geri kalanını arkanda bırakmaktır diyor. Dünyanın geri kalanını arkanda bırakmak deliliğini gösteren bir insan olarak 1 adım atmaya cesareti olmayanlara korkak demek de hakkım sanırım
Bu ara Teoman’ın çok dinlediğim bir şarkısı var. şöyle diyor
Dünyanın ölümünü gördüm, suyun, toprağın
en yakın dostlarımın birer birer
vakitsiz açan çiceklerin, vakitli doğan çocukların
ölümünü gördüm ama kimse inandıramaz beni
Öldüğüne sevgilerin..