Bir babam var..

June 20th, 2010

Gözümü bu dünyaya açtığım ilk günden beri yanımda olan bir babam var…

Benim babam biraz tuhaf bi adamdır, eski toprak derler ya hani öyledir.Eskişehir’in bir köyünden öğretmen okulunu kazanmış, öğretmen olmuş, Zihinsel engelliler üzerine çalışmalar yapmış ve 30 yıl deli gibi çalıştıktan sonra emekli olup karısıyla birlikte sessiz bir tatil kasabasına yerleşmiştir. Ssabah 6da kalkar hergün,düzenli sakal traşı olur, 1buçuk saat mutlaka yürür hergün. Kanyon yürüyüşlerine katılır, Zeytin ve kestane toplamaya çıkar, ahçılık kursuna gider tüm bunları yaparken de haftada 2 kitap okur. Dedim ya biraz farklıdır.50yaşında yabancı dil öğrenmek şart der, İngilizce kursuna gider sonrasında ya ben zaten orta okuldayken almanca dersleri almıştım okulda hatta Almanyadan bir mektup arkadaşım vardı en iyisi ben almanca öğreneyim der, almanca özel dersler alır, gurbetçilerle almanca konuşur, eline bir de kağıt kalemi aldı mı kısa türkiye tarihi bile anlatır turistlere, çok kez şahit olduğum ilginç sahnelerdendir bu, her seferinde de babamın özgüvenine hasta olmuşumdur.

Babam rahat adamdır, öyle gereksiz saygı şeyleri yoktur ne bileyim karşımda ayak ayak üstüne atılmaz, karşımda sigara içilmez, benimle

aynı masada içki içemezsin falan filan böyle saçmalıklarda boğmadı beni.  Akşama bi büyük içelim baba ya diyebil

dim hep.Ben küçükken dolaşırdık birlikte Eskişehirde bol bol, öyle elimden falan da tutmazdı kocaman adam oldun çocuk musun artık derdi ben de evet evet büyüdüm diyip şımarırdım kendi kendime. Annem dışarda yemek yemenin sağlıksız olduğunu düşündüğü ve bize kızdığı için annemden gizli lokantaya giderdik çocukluğumun en güzel anları annemden gizli dışarda yemek yediğim anlardır. Şimdi 8 yıldır ev yemeğine hasret olan halime bakınca o halime gülüyorum o da ayrı bi şey..

Babam manıtklı adamdır, öyle idolüm falan olmadı hiç, ona özenmedim. Hayatımın kahraman’ı falan da olmadı, bunun için çabalamadı bile. O benim sadece babamdı ve en güzeli de buydu benim için, bir arkadaş gibi gezdik tozduk, bir dost gibi kadeh tokuşturduk, yeri geldi bir baba gibi değil bir abi gibi yol gösterdi hayatıma yeri geldi bir kardeş gibi benden nasihat aldı. Hayatım için önemli olan kararlarda direk etkilerde bulunmamayı tercih etti(Kuşadasına taşınma olayı dışında) örneğin askeri liselere başvurum, liseyi yatılı okuma isteğim, öss’ye 2. hazırlandığım yıl Eskişehire gelmem, Üniversite için İstanbula gitmem vs vs hep benim kararlarıma saygı duydu. Piyano kursuna gitmek istiyorum dediğim haftanın sonunda derse başlamıştım, Gitar çalmak istiyorum dediğimde annem aracılığıyla hatrı sayılır bir para verdi, Basketbol kursuna gitmek istedim hemen başladım, Hatta bir keresinde ufakken sanal bebek almak için mesai’sinden sonra akşamın 7sinde o yorgunlukla gidip bana sanal bebek almıştı, onu da hiç unutmuyorum :)

Babam aslında duygusal adamdır.. Ben babamı sadece 1 kere ağlarken gördüm o da televizyonda.. Ahmet Taner Kışlalı’nın cenaze töreninde babamın ağladığını gördüğümde büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım aslında çünkü babam hiç ağlamazdı, hiç görmemiştim, hala da görmedim.. Küçükken bu olay beni biraz -yaralasa- da büyüyünce Ahmet Taner Kışlalı’yı tanıyınca evet diyorum bir insan ağlayacaksa, o  gün ağlamalı.. Dedim ya babam duygusal adamdır çok yansıtmaz ama dışarıya mesela her Eskişehire gittiğimizde amcamın mezarına gider, üzülür.. ama söylemez bize oraya gittiğini. -Hiç görmediğim ninemin ve dedemin- fotoğraflarına bakar hüzünlenir ama bişey demez en fazla sigara yakar.. Ama biz anlarız onlara ‘çok erken gittiniz,keşke biraz uzun yaşasaydınız da benim bu günlerimi de görebilseydiniz’ dediğini..

Babam ayrıca tutarlı adamdır.. Eski solculardandır kendisi, hala da kendince mücadelesine devam eder. Dönmedi, makam mevki uğruna -badem bıyık- bırakanlardan da olmadı, sadece birilerine görünmek için Cuma namazlarına falan da gitmedi, kimsenin de yalakalığını yapmadı bundandır belki çalıştığı yerler arasında Bolvadin, Yerköy ve binimum Eskişehir’in kırsal ilçelerinin olması.. Öyle alkol’ü falan da yoktur, babamı hiç sarhoş görmedim mesela arada içeriz sadece, içersek de birlikte içeriz. İl dışında olduğu zamanlar dışında akşam yemeğine de gelmediğini hatırlamam hiç hatta annemle birlikte hazırlarlardı yemekleri, öyle gazinoya papyon’a falan da gittiğini hiç hatırlamıyorum. Eee tüm bunları yaptıktan sonra 50 yaşına gelince tövbe edip, hacca gidip, din’e dönenlerden de olmadı. İktidar değiştikçe solculaşan ya da muhafazakarlaşanlardan da olmadı, kendi bildiği yoldan kendince ilerledi sadece..

Babam saygın adamdır bide.. Kuşadasında Hoca derler hep, Ona sorarsanız saygı değer bir insandır babam, 30 yıl bu devlete hizmet etmiş, binlerce öğrenci yetiştirmiş bunların yanında 2 tane çocuk okutmuş ve onların geleceği için yatırım yapmıştır. Annem de babamın saygı değer bir insan olduğunu düşünüyor, çünkü evine sadık, ailesini düşünen bir insan, yıllarca omuz omuza mücadele etmişler hayatta, 30 yılı aşkın süredir onca şeye rağmen bırakmamışlar birbirinin ellerini.. Abime  sorarsanız babam, adam’dır .. Eskişehir’in eğitim camiası da saygı duyar babama Rehberlik araştırma merkezi müdürlüğünden emekli bir insan, zihinsel engelli çocukların eğitimi için çaba sarfetmiş bir sürü teşekkür belgesi almış, herşeyin başı eğitim diyen ve bunu için yıllarca çabalayan bir insan..

Bana sorarsanız babam Can’dır, gerisi de benim için laf-ı güzah…

İbrahimÖzgün

(20Haziran2010-pazar,babalar günü)

Birbirimizi sevmenin gururu olmalı herşeyde..

June 5th, 2010
…Seninle yaşlanmak istiyorum. Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyım istiyorum.
Benim olduğu kadar dostlarının, dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum. Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.
Yaşayalım kı, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı. Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız. Sen çok dertlenip, içip,
arkadaşlarınla eve gelmelisin. Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız. Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.
Yaşayalım ki, paramız olunca sevinelim. Güzel günlerimizi, evimizde, bır şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız.
Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek… Böylece yaşamalıyız işte.
Sonra çocuğumuz olmalı, düşünsene, senin ve benim olan bir canlı. Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız.
Sen arada mızıkçılık yapmalısın. Ve ben söylenerek sıranı almalıyım. Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın. Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.
Zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı. Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden.
Mutlu da olsa, kötü de olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı. Saçlara düşünce aklar ya da gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehırden.
Kavgasız, her sabah gürültüyle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz.
Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız. Eve gelip, benden kahve istemelisin.
Çocuklar gelmeli zıyaretimize, geçmışteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız…
Öyle sevmelisin ki beni, bu yazdıklarım korkutmamalı seni. Tebessümler açtırmalı yüzünde.
Bir gün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde, birbirimizi sevmenin gururu olmalı, herşeyde…
Can Yücel

Öğrendim ki..

June 4th, 2010

Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız.
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.

Öğrendim ki…
Güveni geliştirmek yıllar alıyor,
Yıkmak bir dakika.

Öğrendim ki…
Hayatında nelere sahip olduğun değil
Kiminle olduğun önemli.

Öğrendim ki…
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün
Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki…
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil
Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.

Öğrendim ki…
İnsanların başına ne geldiği değil
O durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki…
Ne kadar küçük dilimlersen dilimle
Her işin iki yüzü var.

Öğrendim ki…
Olmak istediğim insan olabilmem
Çok vakit alıyor.

Öğrendim ki…
Karşılık vermek
Düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki…
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek
Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.

Öğrendim ki…
‘Bittim’ dediğin andan itibaren
Pilinin bitmesine daha çok var.

Öğrendim ki…
Sen tepkilerini kontrol edemezsen
Tepkilerin hayatını kontrol eder.

Öğrendim ki…
Kahraman dediğimiz insanlar
Bir şey yapılması gerektiğinde
Yapılması gerekeni
Şartlar ne olursa olsun yapanlar.

Öğrendim ki…
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.

Öğrendim ki…
Bazı insanlar sizi çok seviyor
Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.

Öğrendim ki…
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz
Bazıları hiç karşılık vermiyor.

Öğrendim ki…
Para ucuz bir başarı.

Öğrendim ki…
En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.

Öğrendim ki…
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları
Kaldırmak için elini uzatır.

Öğrendim ki…
İki insan aynı şeye bakıp
Tamamen farklı şeyler görebilir.

Öğrendim ki…
Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.

Öğrendim ki…
Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar
Daha uzun yol yürüyor.

Öğrendim ki…
Hiç tanımadığın insanlar,
iki saat içinde,
senin hayatını değiştirir.

Öğrendim ki…
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.

Öğrendim ki…
Duvarda asılı diplomalar
İnsanı insan yapmaya yetmez.

Öğrendim ki…
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.

Öğrendim ki…
Karşısındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin
nereden geçtiğini bulmak zor.

Öğrendim ki…
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!

Öğrendim ki…
Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

Öğrendim ki…
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.

Öğrendim ki…
Ne kadar yakın olursa olsunlar
En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.

Öğrendim ki…
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Öğrendim ki…
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın
Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

Öğrendim ki…
Şartlar ve olaylar,
Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.

Öğrendim ki…
İki kişi münakaşa ediyorsa,
Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.

Öğrendim ki…
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.

Öğrendim ki…
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.

Ataol Behramoğlu

A new Kemal(good evaluation of recent political process at Turkey)

May 29th, 2010

Kemal Kilicdaroglu gives new hope to the Turkish opposition May 27th 2010 | ANKARA |

THE party has changed its leader, but can the leader change the party? That is the question consuming Turkey’s chattering classes now that Kemal Kilicdaroglu, a former civil servant, has swept to the leadership of the main secular opposition party, the Republican People’s Party (CHP). He won a crushing share of delegates’ votes at a party convention on May 22nd. Mr Kilicdaroglu’s surprise ascent has transformed Turkey’s political landscape and brought new hope to millions of secular voters who have long been desperate for a credible alternative to the mildly Islamist Justice and Development (AK) party that has governed alone since 2002. AK’s seemingly unchallengeable grip has even led to some overblown claims that it is heading towards dictatorship. Founded by Ataturk in 1923, the CHP has been out of power for some 15 years. That was largely thanks to its former leader, Deniz Baykal, who has consistently blocked the reforms spearheaded by Turkey’s charismatic AK prime minister, Recep Tayyip Erdogan. A fervent backer of Turkey’s meddlesome generals, Mr Baykal had seemed glued to his post. But a secretly filmed sex video allegedly featuring him and his former secretary was then leaked to an Islamist website. Mr Baykal was forced to resign. His fate was sealed after one of his top lieutenants, Onder Sav, decided to back Mr Kilicdaroglu. Can the mild-mannered Mr Kilicdaroglu steer his party away from the elitism that it has come to symbolise? Peppered with socialist-style clichés, his victory speech suggests not. Mr Kilicdaroglu had little to say about the Kurdish problem (although he is himself a Kurd, he did not even use the word). Nor did he mention discrimination against the country’s large population of Alevis, adherents of a liberal interpretation of Shia Islam that is uniquely Turkish. Mr Kilicdaroglu is an Alevi. As for foreign policy, all he offered was that Turkey should pay more attention to India and China. Yet most Turkish voters care little about the liberals’ agenda and even less about the outside world. With his pledges of income equality and more jobs, Mr Kilicdaroglu seems bent on appropriating the role of champion of the underdog from AK, so eating into its traditional base in the shanty towns that encircle the big cities. To his credit, he has also promised to lower the threshold of 10% of the vote for parliamentary seats, a figure originally designed to keep out Kurdish parties. Mr Kilicdaroglu’s strongest card is that he is squeaky clean. He first drew public attention when, running to become Istanbul’s mayor in 2009, he exposed various AK-related corruption scandals. CHP officials claim they have more files up their sleeves on AK associates who worked for Mr Erdogan when he was Istanbul’s mayor in the mid-1990s. They may use them before the general election due next year. His other advantage may be Mr Erdogan’s hubris. This week Mr Erdogan dismissed the CHP as “tin” whose “gold” varnish had peeled off. He also seemed to take aim at Mr Kilicdaroglu’s faith when he called his supporters in the media “candas” or those who support can (an Alevi term for people). The latest polls suggest that, under Mr Kilicdaroglu, the CHP could take 32% of the vote. That would be enough to deny AK a third term of single-party government.

source: http://www.economist.com/displaystory.cfm?story_id=16219855&fsrc=nlw|wwp|05-27-2010|politics_this_week

Biraz değiştim..

May 27th, 2010

Bugün birşeyler yazmak istedim ve  beceremedim sonrasında biraz birşeyler okuyayım dedim Can Yücel’den. İçimnden geçenler benden çok daha iyi anlatan bir şiir’e rastladım ve paylaşmak istedim..

Biraz değiştim,

Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Değiştim,
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni
Ben benimle savaşıyorum,
Seninle değil!
Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın
Ne kazanabileni ne de kaybedeniyim,
Sorun değil!

Elbet alışırım,
Biraz alıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Alıştım,
Varlığını istemediğim tüm eksik yanlarıma,
Ve çokluğunu da yokluğunu da istemediğim bu iki arada bir derede duyguya alışıyorum,
Bir yanım bırak diyor bir yanım –ma,
Kesin değil!

Henüz tanıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Tanıdığımı sandığım bana daha da yakınım artık,
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda,
Ve aynalara ağlarken gördüklerim kendi tarafımda…
Bir yanım memnun oldum diyor, bir yanım tanıyamadım daha,
Samimi değil!

Bir hayli kırıldım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime,
Gözlerimden tut da ciğerime kadar kırgınım!
Aslında ne sana, ne olanlara…
Kendime kırgınım…
Maziye hiç değil, an’a kırgınım.
Anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına,
Dinlediğim şarkılarda bana seni anlatan şarkıcılara,
Beni anlamadığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşlarına…
Bir hayli kırgınım…
Beni ben kırdım oysa,
İyi değil!

Galiba yoruldum,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Kendime kalbimi kanıtlamaktan,
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan,
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldu

Can Yücel

Repertuvar çalışmalarına hız verdik..

May 9th, 2010

Arkadaşlar Gökmen Esgin ve Saygın Narçin arkadaşımızla birlikte Tarantababu grubunda bir süredir birlikte çalıyorduk,  İlk bestemizi(Ergenekon Marşı) yayınlamamızla birlikte gelen olumlu tepkiler bizler çalışmalarımızı hızlandırmamız noktasında teşvik etti. Çalışmalarımızı facebook ve myspace’den takip edebilir, önerilerinizi sunabilirsiniz.  Alternatif ve protest rock olarak tanımlayabileceğimiz çizgimizden ödün vermeden sanat yapma çabası içerisindeyiz. Repertuarımızı Cem Karaca, Barış Manço, Moğollar, Bulutsuzluk Özlemi, Mavi Sakal, Kramp, Pilli Bebek, Objektif, Diken, Yavuz Çetin, Pentagram, Asena Özçetin, Şebnem Ferah gibi sanatçılardan oluşturmaya başladık, yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Ergenekon marşı isimli bestemizi aşağıdaki linklerden dinleyebilir, facebook’taki fanpage’imize üye olarak, bizleri daha yakından takip edebilirsiniz.

-

http://www.facebook.com/#!/pages/Tarantababu/110201722335875?ref=ts

http://www.myspace.com/tarantababurock

Gökyüzüne bir mektup yazdım..

March 21st, 2010

Geçen gece düşündüm uzun uzun, konuştum kendi kendime. Defalarca sorduğum sorular uzaktı bu sefer, iyi niyetli insanları üzmüş olmanın verdiği vicdan azabı da yoktu içimde, bu kadar beddua aldım bundan mı böyle oldum diye bile düşünmedim bir kez. Fazlasıyla bencilce düşündüm dün yine, ben dedim ben! ne olucam? Bu hayat böyle nasıl gidecek? Nasıl mutlu bir insan olacağım tekrardan? Bu boşluktan nasıl kurtulacağım? Hangi sabah huzurlu uyanacağım? Sadece bunları düşündüm, sadece ben’i düşündüm yani. Kimse gelmedi aklıma, umrumda değildi hiçkimse.. Sonra doldu içim, düşüncelerin içinde boğuldum adeta ve yazarak kustum. Alıcısı olmayan bir mektup yazdım, sadece içimdekileri yazdım, sadece ban’a dair olanları.Hayatımdaki hiç kimseyi alıcı kısmına yazamadım, kimse o kadar değerli değildi benim için. Kimseye okutamayacağım, kendimi ele verdiğim, peki ey hayat ben aşk’ı nasıl yaşayacağım diye biten bu mektup sahipsiz kaldı. Her bir kelimesi aklımda kalan o mektup, önce ufak ufak parçalara ayrıldı sonra da Moda sahilinde gökyüzüne savruldu.. Alıcısı gökyüzüydü o mektubun… Bugün cevap geldi, mutlu oldum…

Rüzgar bugün kulağıma ‘Aşk’ı yaşamak istiyorsan önce yaşamayı öğreneceksin’ dedi ve sonra kulağıma eğilip ‘güzel günler sana gelmez, sen onlara yürümedikçe’ diye fısıldadı. Sayfalarca yazdıklarıma 2 cümle yetmişti cevap için. Yaşamayı bilmeliydi insan önce aşk’ı yaşamak için, öyle demişti rüzgar, çok doğru söylemiş. Önce yaşayacaksın arkadaş sonra aşk yaşayacaksın ki güzel olan hayatın daha da güzelleşecek, zira sensiz olmaz dersen bir insana aşk’ı yaşayamadığın gibi yaşamayı da unutuyorsun, yaşayamadığın için başka bir aşk’ı da yaşayamıyorsun. Kimsenin peşinde yıpratmayacaksın kendini onu anladım ben, aslolan hayatsa, aşk’ı yaşamak adına onu yıpratamazsın zaten yaşayamazsan, aşk’ı da yaşayamıyorsun.. Çok bağlı gibi birbirine, başlarda çok kafam karıştı. Dedim ki eğer aşk’ı yaşarsam , hayatım da güzelleşecek en iyisi ben  aşk’ı yaşamaya çabalayım, kendimi yıprattım, enkazdan beter oldum elime ne geçti? Aşk’ı yaşadım mı? Hayır! Hayat ne durumda? Yalan oldu! Demek ki yanlış yapmışım, eğer uğrunda çabaladığım şey gerçekleşseydi? O kadar şeyden vazgeçerek, o kadar fedakarlık yaparak, o kadar hayal kırıklığının o kadar kırgınlığın üstüne kim kimi sevebilir ki? O aşk olmuyor, inat oluyor tamamen ama insan farkedemiyor. Açık arttırmalarda gaza gelip, hırs yapıp herhangi bir şeyi 2 katı fiyatına satın almaya benziyor, elinden gelenin ötesine bir inat uğruna çıkmış oluyorsun, sevdiğin için değil. İşte tüm bunlara bakınca artık tecrübeyle de sabittir ki hayatını güzelleştirmeye bakacaksın arkadaş, güzel yaşayacaksın dolu dolu böyle.1 kere olsun sarhoş olacaksın mesela, ya millete rezil olmayayım demeyeceksin, şimdi bunlar sarhoş olur ben de sarhoş olursam bunları kimse toparlayamaz demeden içeceksin 1 kere olsun, haykıracaksın içinden gelenleri , onlar içinde kalmayacaklar. Kapatacaksın telefonlarını mesela umursamayacaksın kimseyi, 3 gün sonra bakacaksın kim aramış merak etmiş seni. Canını sıkmayacaksın arkadaş, 1 kere olsun gecenin bir vakti yürüyeceksin hep gördüğün ama hiç gitmediğin sahilde.. Komşuları düşünmeden açacaksın amfi’nin sesini öyle çalacaksın gitarı hem de öyle sıradan şarkılar çalmayacaksın, Yine düştük yollara’yı çalacaksın mesela diyeceksin ki bak ben bu şarkıyı çalıyorum ama senin için değil, umrumda bile değilsin, ben bu şarkıyı sevdiğim için çalıyorum derecesinde çalacaksın o şarkıyı. Şebnem’den Bugün’ü dinleyeceksin ama öyle sadece şarkıya konsante olarak değil yani, hani bir iş yaparken sıradan bi şarkıymış gibi dinleyeceksin, öyle şarkının ilk notasını duyunca özlemden  sigara falan da yakmayacaksın! Kimin için ne için efkarlanıcam lan diceksin. Arkadan müzik çalacak Şebnem ‘ ya şimdi tut elimden ya da bir daha söz etme özlemekten’ diyecek oralı bile olmayacaksın, Hayalbaz gelmeyecek aklına, elindeki sigara izlerine bakmayacaksın, geceden eline krem sürüp eldiven takarak uyuyunca çok yumuşak oluyor insanın elleri falan demeyeceksin. Yavuz Çetin dinleyeceksin mesela, satılık albümünün kaseti var bende hediye geldi demeyeceksin kimseye, düşünmeyeceksin bunu.  Ya da aynı atkıyı 5 yıl boyunca taksan bile, hediye ama ben zaten vitrinde görsem de alırdım çok hoşuma gidiyor bu model ondan takıyorum diyebilceksin.Böyle Kafana mı esti başvurcaksın arkadaşım Erasmusa kafa dinlemeye, kendine gelmeye, bir kaçış olarak gitmeyeceksin ama diceksin ki kendine ulan 1 yıl gezicem tozucam eğlenicem öyle gideceksin. Annen gitme dediğinde iptal etmediğin yurtdışı planlarını bir umut uğruna satıcak noktaya gelmeyeceksin arkadaş hiç, ben gitmem ayrı kalamam demeyeceksin, ben beşiktaşa taşınırım yakın oluruz daha sık görüşürüz diyecek salaklığa ulaşmayacaksın mesela, dersten 10 dakka önce kalkıp derse yetişme keyfinden vazgeçmeyeceksin böyle şeyler için. Ben arayıp gelirim deyince 7 saat tekbil’i kıyafet evinde telefon başında beklemeyeceksin mesela, çıkacaksın sen de gezeceksin tozacaksın ya da evinde uyuyacaksın huzurluca. Öyle 1 tane parfüme takılıp kalmayacaksın arkadaş, hepsini bileceksin,hepsini yakından koklamış olacaksın, hissettiğinde içinin gideceği koku olmayacak mesela. Ya da uyuduktan sonra sırtını dönmeyeceksin kimseye, böyle uyuyamam ki ben, alışık değilim sadece annemle sarılıp uyuyabiliyorum diye yalanlar söylemeyeceksin kimseye.. Kısacası içinden geldiği yaşayacaksın arkadaş! Ama önce içinde senden başka kimsenin olmamasına dikkat edeceksin…

Yaşamayı bileceksin dedik ya olay işte ondan ibaret tamamen. Başkası için seni mutlu eden şeylerden vazgeçmeyeceksin. Seni mutlu eden şeylerden vazgeçersen sen nasıl mutlu olacaksın ki? Bunu düşüneceksin başta, sonra soracaksın kim için ne için? Mutlu olduğun şeyleri yapmaya devam edeceksin ve katı olacaksın bu konuda mutlu olduğun yerde kalacaksın mesela, öyle birisi istedi diye arkadaşım dediğin insanları silmeyeceksin hayatından, satmayacaksın mesela. Uzun vadeli planlar yapmayacaksın bi de, sonra onların altında ezildin mi pişman olmamak için. Yarının hayallerinin bugününü mahvetmesine izin vermeyeceksin. İnsanı rüyalar, hayaller mutlu etmiyor.. Akıllı olacaksın bi de  yeri geldiğinde çok katı olacaksın mesela taş kalpli diyecekler, gülüp geçeceksin, içinden sen kimsin ki diceksin. İyi niyetli olmanın her zaman yetmediğinin farkına varacaksın sadece iyi niyetli olduğu için dostum dediğin insanlar olmayacak mesela, akıllı adamlar olacak etrafında, sana ayak uydurabilcek, seni anlayabilcek adamlar olacak. Sonuçta niyetler olayların arkasında kalır her zaman. İyi niyetli de olsa o arkadaşın canını sıktı mı canın sıkılır yani, demezsin ki bu iyi niyetli çocuk, sinirimi bozmayayım.

Katı olacaksın dedim ya, ben buyum diceksin her ortamda, birilerine yaranmak için bukelamunlaşmayacaksın, dışarda gözü olmayan çok dürüst iyi niyetli insan triplerine girmeyeceksin mesela, diyeceksin puştluk da yaparım canımı sıkarsan, canını da acıtırım, seni üzerim de, aldatmam ama elinde tutman için çaba göstermen lazım diyeceksin. Ben buyum diceksin, seni öyle kabul etmelerini sağlayacaksın ki senin hakkında; sevdiklerin çok delikanli/iyi çocuk, sevmediklerin puşt’un önde gideni, çok eski sevgililerin iyi çocuk ama sevme konusunda sorunlu, eski sevgililerin serefsiz, yatılı abilerin saygılı çocuk, yatılı kardeşlerin psikopat demeyecek. Lisedeyken mesela 1 hafta öncesinde  hocaya bu çocukların kılına zarar gelirse yıkarım bu okulu diyecek kadar değer verdiğin kardeşlerini-alt sınıflarını , kız arkadaşına laf attı diye sıra dayağına çekmeyeceksin. Abi valla bilmiyorduk dediklerinde bana ne lan bileceksin değil de bir daha olmasın diyebilceksin..

Bir de şu Güzel günler bize gelmez biz onlara yürümedikçe olayı var, bu da çok doğru. İnsan hiç birşey yapmadan hayatının yoluna girmesini bekliyor, zamana bırakalım düzelir diyor, biraz sabır falan diyor, bunlar hayatlarına müdahale etme gücü olmayan ahmakların avunmaları. Hamle yapacaksın arkadaş, uğraşacaksın, mücadele edeceksin! müdahale edeceksin! Canını sıkanı çıkartacaksın hayatından, kafa dengi olduğun insanlarla samimileşeceksin, hayat üstüne gelecek, yakınlarını alacak, sağlığını bozacak, psikolojini bozacak, travmaya sokacak. Zamana bırakırsan ya atlarsın köprüden ya da bu sürecin sonunda ruh gibi olursun, etkisiz eleman’ı olursun hayatın. İşte öyle olmayacaksın direceneksin, savaşacaksın. Dimdik durucaksın tüm bunlara karşı, ayakta kalacaksın, gerekirse tek başına göğüsleyeceksin hepsini, sonra dönüp diyeceksin ki yanındakilere siz benim yanımdasınız ama siz olmasanız da ben tek başıma hayatımın üstesinden gelebiliyorum. Bununla birlikte yanındaki insanlar ‘delikanlı’ olacak birlikte yola çıktıkları insanları yolda gördükleri insanlar için satmayacaklar, öyle seçeceksin arkadaşlarını Hakan gibi olacak mesela derdini anlayacak muhabbet edecek, surat ifadenden ne düşündüğünü anlayacak, Başaran gibi olacak ufak şeyleri sorun etmeden yaşabilcek seninle, arkandan konuşmayacak, tüm farklılığına rağmen sana saygı duyacak mesela sevgilinle rahatlıkla tanıştırabilceksin, 2 ay sonra özgün bi …. ile çıkabiliriz demeyecek sana o gözle bakmayacak sevgiline, Cem gibi olacak örneğin tesadüfün bu kadarı diye konuşmaya başlayıp arkadaş olcaksın sonrasında 1 yıllığına seninle birlikte yurtdışına gitme planları yapacak.Böyle insanları sokacaksın hayatına sonra arkadaşım dediğin insanların arkandan konuştuklarını duymak istemiyorsan, eski sevgilinin zamanında arkadaşım dediğin insanları sıraya dizdiğini görmek istemiyorsan.. Ayrıca Etrafındaki insanların hayatlarında bir yerin olacak, kardeşlik yapıyorsan adam gibi yapacaksın, abilik yapıyorsan hakkını vereceksin sen olmadığın zaman hayatındaki herkes hissedecek senin yokluğunu.  Arkadan ulan Özgün de adamdı ha diyecekler, Özgün abiler İzmirde olsaydı böyle konuşabilir miydin benimle diyecek, özledim kardeşim seni adam gibi konuşamıyoruz kimseyle bir ara görüşelim dertleşelim diyecek, Özgün sen bu işe devam etseydin çok farklı olurdu durum diyecekler.. İşte bunları sağladığın zaman adam gibi bir hayat yaşamış olursun,  Saik Fait şöyle birşey diyor, ‘insanlar yaşadıkça olgunlaşır, yaşlandıkça değil. Zaman armutları olgunlaştırır’ işte bunun için armut değilsen, hayatta etkisiz eleman olmak istemiyorsan adam gibi yaşayacaksın, dolu dolu yaşayacaksın, İlkelerin olacak ve çabalayacaksın.. Güzel günler için mücadele edeceksin, gücünün bittiğini düşündüğün yerde koşmaya başlayacaksın, dayanamıyorum artık dediğin yerde ayağa kalkacaksın.. Güneş her sabah doğudan yükselirken aynı enerjiyi aynı hırsı hissedeceksin kendinde ve öyle yaşayacaksın

İbrahimÖzgün

Bugüne dair..

March 5th, 2010

5 yıldır kullandığım kalem(Shaker-bu sallayınca uç gelen siyah kalem  ) bugün 2. kattan aşağı düşüp kırıldı  beni 2 kere Öss’ye hazırlamış, 1 kere proficiency geçirmiş, toplamda 3 vize 3 final dönemi atlattırmış kalemime çok alışmıştım, çok üzüldüm kırılmasına hemen kadıköye gidip aynısından almak istedim 2buçuk saatlik arama sonucu aynısından bulabildim.
Bi de bugün Ortaköyde Yatılı kardeşimle buluşutum gerçekten özlemişim insan zamanında yumruk yumruğa kavga ettiği bir insanı bu kadar özleyebilir mi yahu diye düşündüm ama özlüyormuş, nitekim hayatımdaki önemli boşluklardan birtanesidir hala yatılı kardeşlerim kadar sağlam-güvendiğim dostlarım olmaması.
Beşiktaşa kadar gitmişken Begümler sayesinde keşfettiğim(hala çok minnettarım onlara) Tıkıntıda bişiler yedim tekrardan sonra güzel bir vapur yolculuğuyla Kadıköye inip, Ada da bişiler içtim. Genel olarak yoğun, başlarda üzücü ama sonradan güzelleşen, İstanbulu bana daha da sevdiren bir gündü.. mutlu oldum
Beşiktaştan gece, daha doğrusu hava karardıktan sonra Kadıköye vapula dönmeyi çok seviyorum. Manzara çok güzel oluyor, gerçekten etkileyici. İnsanın İstanbulu sevesi geliyor hele ki bu kadar anlamsızlaşmışken herşey benim için, ihtiyacım var sanırım böyle hislere Bu arada yine bugün uzun zamandır göremediğim ama çok sevdiğim bir arkadaşım aradı ve yeni şarkılarını dinletmek istediğini söyledi, Şimdi onun şarkılarını dinliyorum hatta çok da beğendim(Ahmet Gültekin)
Sonuç olarak evimdeyim. Ufaktan gülümseyip duruyor yüzüm, Bugün mutluydum çünkü kırılan kalemimin yerine aynısından birtane daha koyabiliyorken yıpranan-yok olan dostları aramadım bugün, eksikliğini yaşamadım. Sağlam temelli bir dostluğun ne olduğunu 3 yıldır görmediğim eski bir kardeşimi görünce anladım, Lise mezuniyetinde ya hiç ayrılmayalım hep görüşelim diye ağlaşan aynı şehirde olduğumuz halde 1 msj atmamış insanların o günki aptallıklarını yüzlerine çarpmak istedim bi ara hatta
%99 seneye bu vakitler erasmus öğrencisi olarak Litvanyada olacağım çok sevdiğim bir arkadaşımla birlikte. Buralara gelirken aslında planlarım arasında erasmus falan hiç yoktu, Vakit de yoktu zaten. Çünkü ben İstanbulu siyasi mücadelenin merkezi olduğundan ve sevdiğim insan burda olduğu için yazmıştım. İstanbula gelirken ne hayallerle bu şehre geldiğimi düşündüm biraz. Bugünki durumumla alakası yoktur herhalde. Kadro düzeyine gelmiş aktif görevler alan -siyasi- bir militan ve sevdiği insan uğruna düşünmeden İstanbula gelmiş bir aşık.. Bugünden bakınca geriye her fırsatta devrimci ahlaktan bahseden, yaşanan onca şeyden sonra hiçbirşey olmamış gibi davranmamı/eski hevesimle çalışmamı bekleyen -yoldaş-lara önce toplumun ahlaki değerlerinden bahsetmeyi; her fırsatta değer bilmezlikle,umursamazlıkla, hovardalıkla suçlanan benim kadar bile cesur olamamış, ama ben seni çok sevmiştim diye başlayan cümleler kurmayı çok seven insana da sevginin ne olduğunu anlatmak isterdim açıkcası ama değmez sanırım çünkü ben artık ne 3 yıl önce kadro olma hayalleriyle İstanbula gelmiş, gelecek vaad eden bir Kadro adayıyım ne de, 1kişi için İstanbula gelen, aynı kişi uğruna onca sevdalar harcayıp, herşeye rağmen ben varım ya sen? diye sorabilcek kadar gözü kara bi aşığım.. Son ders filminde çok güzel bir aşk tanımı var, 1 insan için dünyanın geri kalanını arkanda bırakmaktır diyor. Dünyanın geri kalanını arkanda bırakmak deliliğini gösteren bir insan olarak 1 adım atmaya cesareti olmayanlara korkak demek de hakkım sanırım

Neticede son 3 yılda köprünün altından çok sular geçti, zaman geçti ve herkes gibi ben de büyüdüm iyisiyle kötüsüyle bir sürü şey yaşadım ve şuan geldiğim noktada hayatımdan fazlasıyla memnunum, mutluyum.
Bu ara Teoman’ın çok dinlediğim bir şarkısı var. şöyle diyor
Dünyanın ölümünü gördüm, suyun, toprağın
en yakın dostlarımın birer birer
vakitsiz açan çiceklerin, vakitli doğan çocukların
ölümünü gördüm ama kimse inandıramaz beni
Öldüğüne sevgilerin..

sonuçta hala aşka inanan, mevcut hayatından fazlasıyla memnun bir insan olarak hayatıma devam ediyorum Büyük sözler vermeden, ufak şeylerden mutlu olarak ve ufak şeylerden mutlu olmayı bilen insanlarla şirin bir hayatım var. Artık dünyanın kendi etrafımda döndüğümü falan da düşünmüyorum ama başımın dönmesine de izin vermiyorum. . Umarım herşey çok güzel gelişir, herkes mutlu olur..
İbrahimÖzgün